Milyonlarca kelime kafamın içinde uçuşurken, oraya buraya yazamadığım, kimseye söyleyemediğim şeylerin varlığı beynime ve yüreğime fazla geliyordu ve yine aldım bu sanal günlüğü elime...

27 Nisan 2012 Cuma

Hastane Günlükleri - 2

07 Şubat Salı


Dün  yemek saatinden, tedavi saatine kadar yemekhanede oturdum, yer altı diyorum buraya bodrum katında, ufacık camları olan bir yer, orada bile parmaklıklar var. Yemekten sonra grup toplantısı vardı herkese kendimi tanıtmak biraz zor oldu, kendime taktığım sıfat işsiz bir sinemacı oldu sanırım sinemacı kimliğimi daha çok seviyorum. Öğretmenler var burada, onlarda buradalar kimi eşinden, kimi çocuğundan dertli, buradaki kadınlar grup toplantısında daha bir çıplaklar o an konuşulan konu neyse her şeyi anlatıyorlar onunla ilgili yaşadıkları.

Utanmıyorsunuz burada, utanma duygunuz gidiyor çünkü; Burası yargılama sözcüğünün kaybolduğu yer kimse sizi hiçbir hareketiniz için yargılamıyor size kızmıyor... Soyunursunuz sizde burada olsanız sizde soyunur dökersiniz neyiniz var neyiniz yok ortaya.

Dün telefonum geldi, günde iki telefon hakkınız var. Önce Lilith aradı benim biricik dostum ilk arayanın o olması beni kendime getirdi sakinleştirdi ve yalnız olmadığımı hatırlattı bana hemen ardından evdekiler aradılar annem biraz üzülmüş, ağlamış beni burada bıraktığı için.

Ön yargılarımız işte oysa kötü bir yer değil burası ve profesyonel bir yardım almanın hiçbir zararı yok.

Tedavi saatinde bana bir ilaç verdiler küçük mor bir ilaç mor diyeceğim bu ilaca mordu çünkü; Günlerdir uyuyamayan ben o küçücük morun etkisiyle güzel uyumuşum.  Uyumanız lazım elmyra hanım dedi hemşire suratıma dik dik bakarak.

Şimdi yine yeraltındayım kahvaltıdan sonra yaktım sigaramı, günler nasıl geçecek burada hiç bilmiyorum.

Gece biri kalkıp sürekli üstümü örtüyordu; Oda arkadaşlarımdan biri olsa gerek, nereden bilecekler benim dağınık olduğumu ve böyle uyuduğumu?

Kahvaltıya inerken hemşirenin elmyra hanım diye beni bir yakalaması vardı, akıllara şaşkınlık 4 tüp kan aldılar benden şimdi bakıyorum hala damarlarım mosmor onun etkisiyle alışığım aslında ben bu kadar gözümü açar açmaz hiç olmamıştı.

Ahh bir saniye spora çağırıyorlar gidiyorum.

Ayh spor gerçekten çok zevkliydi, hep birlikte grupça ince uzun koridorda bir oyana bir buyana sallandık durduk, her sabah katılmamız gereken bir aktiteymiş, yoklama bile alıyorlar valla, en son lisede mi oluyordu bu işler?


07 Şubat Salı 11:25 

Doktorlarım ile konuşmak için yanlarına çağırıldım. İki insanın karşısında hayatını anlatmak ve ağlamak çok zor. Bu insanlar benim hiçbirşey'im değiller, arkadaşım, ailem değiller beni tanımıyorlar bile ve ben onlara anlatmak zorunda kalıyorum. Unutmaya çalıştığım şeyler onların karşısında dökülüyor dudaklarımın arasından, zihnim bana oyun oynuyor sanki, beynim ise onlara eşlik ediyor ve dudaklarım son noktayı vuruyor. BU İLGİNÇ! Kendi kendini eleştirirken buluyorsun birden kendini onların karşısında. Sonra etrafındakileri anlatıyorsun.

Ve farkediyorsun aslında her zaman tek destekçin yine ailen olmuş.

26 Nisan 2012 Perşembe

Tüm zamanların en şahane kitapları

 Hepimiz yazıyoruz, aynı zamanda okuyoruzda... zaten okumayan bir insanın yazma şevki olmaz - olamaz sanmıyorum.. Sabit Fikir'de bir yazıya rastladım, tüm zamanların en şahane kitapları seçilmiş hemde yazarlar tarafından, göz gezdirdim listeye aralarından okumadığım bir kaç tanesini ajandama yazdım kısa zamanda okuyacağım, bir de kütüphaneme göz attım; Orada da eksiklerim var onları da tamamlayacağım...

Bu listeyi sizlerlede paylaşmak istiyorum buyrun;

Listeye katkıda bulunan yazarlar arasında Normal Mailer, Ann Patchett, Jonathan Franzen, Claire Messud, and Joyce Carol Oates gibi isimler de var.

İşte yazarların favori kitapları:
20. yüzyılın en iyi 10 romanı:
1. Lolita – Vladimir Nabokov
2. Muhteşem Gatsby – F. Scott Fitzgerald
3. Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust
4. Ulysses – James Joyce
5. Dublinliler – James Joyce
6. Yüzyıllık Yalnızlık – Gabriel Garcia Marquez
7. Ses ve Öfke – William Faulkner
8. Deniz Feneri – Virginia Woolf
9. Bütün Hikayeler – Flannery O’Connor
10. Solgun Ateş – Vladimir Nabokov

19. yüzyılın en iyi 10 romanı:
1. Anna Karenina – Leo Tolstoy
2. Madame Bovary – Gustave Flaubert
3. Savaş ve Barış – Leo Tolstoy
4. Huckleberry Finn’in Maceraları – Mark Twain
5. Anton Çehov’dan Hikayeler – Anton Çehov
6. Middlemarch – George Eliot
7. Moby-Dick – Herman Melville
8. Büyük Umutlar – Charles Dickens
9. Suç ve Ceza – Fyodor Dostoevsky
10. Emma – Jane Austen

Seçilen kitap sayılarına göre yazarlar
1. William Shakespeare – 11
2. William Faulkner – 6
3. Henry James – 6
4. Jane Austen – 5
5. Charles Dickens – 5
6. Fyodor Dostoyevski – 5
7. Ernest Hemingway – 5
8. Franz Kafka – 5
9. James Joyce, Thomas Mann, Vladimir Nabokov, Mark Twain, Virginia Woolf – 4

Kazandıkları puana göre yazarlar
1. Leo Tolstoy – 327
2. William Shakespeare – 293
3. James Joyce – 194
4. Vladimir Nabokov – 190
5. Fyodor Dostoevsky – 177
6. William Faulkner – 173
7. Charles Dickens – 168
8. Anton Çehov – 165
9. Gustave Flaubert – 163
10. Jane Austen – 161

Kaynak: Sabitfikir

24 Nisan 2012 Salı

Ankaralılar! Hadi Tiyatro'ya...


 Daha  önce İstanbul Tiyatro festivali ile ilgili serzenişte bulunmuştum, çok pahalı olduğuna dair, özürlüler, yaşlılar hatta öğrencilere bile bir indirim olmadığına dair, Tiyatronun sadece maddi durumu yüksek kişi ve kişiler tarafından izlenmesi gereken bir sanatmı olduğunu sorgulamıştım burada.

Şimdi ise Tiyatro ile ilgili güzel bir haber vereceğim kötü olan tarafı ise sadece Ankaralıları ilgilendiriyor.

Ankara Üniversitesi 3. Tiyatro Festivali 28 Nisan - 6 Mayıs arasında hemde ücretsiz. Ben eğer Ankara'da olsam yüzsüzlük edip her oyunu izlerdim. Eğer sizde Ankara da iseniz öyle yapın ve Ankara Üniversitesi Tiyatro Topluluklarını bu güzel emeklerinde yalnız bırakmayın. Hatta sattıkları ufak tefek şeyler varsa bile masraflar için kesinlikle alın. Biz Grup Yorum konserinde önümüze gelen masraflar için satılıyor denilen her şeyden almıştık. Hizmetlerin karşılığı elbet verilmelidir.

Tiyatro Festival'inin Programı ise şöyle;

28 Nisan Cumartesi
12:30 “Zortlangalı” Lusika MOLİER
Ekip 399 Tiyatro Topluluğu-Akdeniz Üniversitesi
Yer: DTCF Farabi Salonu
16:00 “Vişne Bahçesi” Anton ÇEHOV
Yeditepe Üniversitesi Tiyatro Kulübü
Yer: DTCF Farabi Salonu
19:30 “Üç Kuruşluk Opera” Bertolt BRECHT
AFTİT-Ankara Üniversitesi
Yer: DTCF Farabi Salonu

29 Nisan Pazar
12:30 “Küçük Bir Hikaye Konusu” Anton ÇEHOV
EBFTİT-Ankara Üniversitesi
Yer: DTCF Farabi Salonu
16:00 “Açık Denizde” Slamovir MROZEK
Tiyatro Akademi-Gazi Üniversitesi İİBF
Yer: DTCF Farabi Salonu
19:30 “Anahtar Sahipleri” Milan KUNDERA
Gaziantep Üniversitesi Tiyatro Oyuncuları Topluluğu
Yer: DTCF Farabi Salonu

30 Nisan Pazartesi
13:00 “İstanbul Spontanite Tiyatro Gösterisi “
İstanbul Spontanite Tiyatrosu
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
19:30 “Kısmet” Gülriz SURURİ
Penguenler Tiyatro Topluluğu-Ankara Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu

1 Mayıs Salı
15:00 “Ödenmeyecek Ödemiyoruz” Dario FO
Tiyatro Poetika-Anadolu Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
19:30 “İçerdekiler” Melih Cevdet ANDAY
İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Oyuncuları
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu

2 Mayıs Çarşamba
13:00 “İstanbul Efendisi” Müsahipzade CELAL
Kocaeli Üniversitesi Tiyatro Kulübü
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
19:30 “Kaynanam Nasıl Kudurdu” Hüseyin Rahmi GÜRPINAR
VEFTİT-Ankara Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu

3 Mayıs Perşembe
13:00 “Oyun Nasıl Oynanmalı” Vasıf ÖNGÖREN
Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Topluluğu
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
19:30 “7 Kocalı Hürmüz” Sadık ŞENDİL
LABARBA-Ankara Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu

4 Mayıs Cuma
13:00 “Cansıkıntısı ve Heyecan” Metehan BUDAK
Siyah Perde-Kocaeli Üniversitesi
Yer: Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 50. Yıl Salonu
19:30 “Savaş Baba” -Yakovos KAMBENELLİS
ANETİT-Ankara Üniversitesi
Yer: Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 50. Yıl Salonu

5 Mayıs Cumartesi
12:30 “Mahagonny Kentinin Yükselişi ve Düşüşü” Bertolt BRECHT
Muğla Üniversitesi Müzikal Topluluğu
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
16:00 “Siyah Beyaz Yazar ya da Gri Oyun” Büşra ÖZSOY ve Kübra BAYRAMOĞLU
Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Topluluğu
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
19:30 “Ayak Takımı Arasında” Maksim GORKİ
ATO-Ankara Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu

6 Mayıs Pazar
12:30 “Atuan Mezarları” Ursula k. Le GUİN
Yaşayan Tiyatro-Anadolu Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
16:00 “Çöpçatan” Thornton WİLDER
KOÇ Oyuncuları-Koç Üniversitesi
Yer:Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonu
19:30 “Ve Medea… Ve Mediha… Ve Zehra…” – Yazan: Euripides, Seneca, Robinson Jeffers, Yüksel Pazarkaya ve Güngör Dilmen
Ankara Üniversitesi Tiyatro Bölümü
Yer: Ankara Üniversitesi DTCF Melahat Özgü Sahnesi

28-29 Nisan etkinlikleri DTCF Farabi Salonunda
4 Mayıs etkinlikleri Eczacılık Fakültesi 50. Yıl Salonunda
30 Nisan-1-2-3-5-6 Mayıs etkinlikleri Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Abdülkadir Noyan Salonunda
6 Mayıs kapanış oyunu ise DTCF Melahat Özgü Sahnesinde gerçekleşecektir.

Tiyatro Festival'inin programı Ücretsiz Etkinlik Rehberinden alınmıştır. 

Singing In The Rain














 Kendini nasıl hissediyorsun?

Bu aralar kendimi sonbaharda uçuşan tek bir yaprak gibi hissediyorum rüzgar nereden eserse oraya..

Vurulduğun dizelerden aklına ilk geleni?

Fırından çıkmış simit kadar kırmızıyım sana
Gül gibi, renginde isyan taşıyan halk kadar
Bir çocuk ağlar ya, annesinin yüreği kadar kırmızı...
Sanki hiç gelmeyeceksin ve ben orada öyle beklerken 
bir sevgili özler ya, sigarasının ateşi kadar kırmızıyım sana... 

Son zamanlarda izlediğin hangi filmi çok beğendin (ve favori repliği) ?

Başka Dilde Aşk



'sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
el kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
ölmek daha kolaydır sevmekten
bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
sevgilim'
Louis Aragon

 En sevdiğin "The Smiths" şarkısı hangisi?

The Smiths sevmiyorum desem? Ayıp olmaz di mi?


Bu mim de burada bitti yakup, kahveli mis bon ve Aradia'yı mimliyorum^_^

23 Nisan 2012 Pazartesi

So sweet blog award

Sonunda bende ipekbocegi'nin beni layık gördüğü bu ödül için teşekkür etme imkanı bulabildim. Senden başkası layık görmesdi beni zaten ^_^

Ödül için teşekkür ediyor ve aynen bu ödülü 'e paslıyorum ^_^ 

1) Mesleğin seni mutlu ediyor mu?

Şu an işsiz olduğum için işsizlik beni evet çok mutlu ediyor, yan gel yat ^_^

2) Dilediğin meslek miydi?

Sinemacıyım aslen ve bu dilediğim meslekti, küçükken oyunlarımız senaryolu olurdu bizim ve öyküler hep benden çıkardı

3) Yalnız mı ilişkide yaşamayı mı tercih ediyorsun?

Geçen gün bir tweet görmüştüm.
Birisi ile beraber mutsuz olmaktansa tek başıma mutsuz olurum daha iyi diye. Son yaşadığım iki ilişki beni artık erkeklerden korkar hale getirdi o yüzden yalnızlığı tercih ediyorum şu anda.. İleride belki "Sana dokunmak insanları affetmek gibi" diyebileceğim biri karşıma çıkar bilinmez.

4) Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin, dürüst ol?
 Yalan söylemiyorum, tatsız durumlardan da kaçınmıyorum hayatım bu aralar yeterince tatsız zaten. Biri üstüme geliyorsa ondan bile kaçmam bilerek üstüne giderim, kavga olacağını bilsem bile, o kadar kaçmıyorum yani tatsız durumlardan.

5) Yabancı bir dil konuşuyor musun?
Kendime ait bir dilim var evet. Ben hiçbir dil bilmeyen yegane bir insanım :)

6) Rüyandaki evde oturuyor musun? Taşınmak veye yurt dışına gitmek istiyor musun?

Hayır rüyamdaki evde değilim malesef ve asla ülkemi bırakmayı düşünmüyorum, ama bu şehirden taşınsam iyi olacak.

7) Mobilya değiştirmeyi sever misin?

Seviyorum ama sevdiğim kadar sık değiştirecek maddi durumum yok :)

8) Çevre hayvan koruma hiç katkın var mı?

Sokaktan iki güzel kedi aldım, çevremi kirletmemek için ekstra çaba sarfediyorum, bir derneğe veya kuruluşa kayıtlı değilim.

 9) Televizyon ve filmleri sever misin?

Türk sinemasından pek hoşlanmıyorum, güzel dram işliyorlar ama komedi de çok kötüyüz malesef. Televizyon da fazla izlediğim söylenmez canım sıkıldıkça...

10) Bırakmak istemediğin kötü huyların var mı?
Çok çabuk sinirlenip parlıyorum biraz da alınganım, bunlar için tedavi de oluyorum. yani bırakmak niyetindeyim ama zamana ihtiyacım var.

11) Loto veya benzeri şans oyunu oynar mısın?
Şanssızım.

22 Nisan 2012 Pazar

Ölüm

Ölüm sıcaktır
Haberi soğuk
Duyduğunuz da sizi ürpertir
Sonra karşılaşırsın ölümle, kan kırmızıdır ölüm
Sıcaktır yakar içini
Sonra ıslak toprak kokusu ve tahta sesi
Ölüm sıcaktır
Haberi soğuk
Ölümü beklediğini söylesende çoğu zaman
Haberini duyunca içine bir korky basar
Simsiyahtır ölüm
Karartır seni
Dua sesi
Gül kokusu


Başın sağolsun kardeşim, seni seviyorum...

Fantastik Roman Okurları, Yazarları Kaleye Mum Diksin


Bu sabah böyle bir tweet ile karşılaştım hemen dedim ki "Benim blog dostlarım da bu konudan haberdar olsunlar. 

Bu yayın evi 30. yılını kutluyormuş edebiyata verdikleri destekten dolayı ben elmyraucuc olarak onlara teşekkürlerimi iletiyorum. 

Gelelim konumuza; 30. yılını kutlaması üzerine bir Roman yarışması başlatmışlar, Bu yayınevi 2012 Gençlik Edebiyatı Fantastik Roman Yarışması. 1. ye, 2.ye ve 3. ye çok şahane para ödülleri var. Eğer sizde Fantastik edebiyat dalında yazılar yazıyorsanız bence katılmaya değer. 

Peki şartları ne dediğinizi duyar gibiyim şartnameye buradan ulaşabilir ayrıca buradan indirebilirsiniz. 

Katılacak tüm blog dostlarımın kalemine hız ve başarı diliyorum. 


Ne yapacağını bilememek işte bütün mesele bu

Bir kitap okursun sıkılırsın, ama kitaptır kıyamazsın kenara atmaya, hadi bir sayfa daha güzelleşecek diye beklersin, ağdalı laflar edilmiştir kitapta, öyle bir edebiyat, ölesiye dram ve inanılmaz bir kurgu ama boştur hikayesi gerçekten, boştur yazımı, kitap olsun diyemi yazılmıştır, yoksa yazan bir şey yazmak mı istemiştir sadece, gezdirirsin çantanda ordan oraya, her eline aldığında 2 sayfa zor okursun ama kitaptır kıyamazsın kenara atmaya....

İşte öyle bir ruh halindeyim, ne yapacağımı bilemiyorum, kıyamıyorum...

21 Nisan 2012 Cumartesi

HERDEMLEZZET: DOMATESLİ ZEYTİNLİ MİLFÖY BÖREĞİ

HERDEMLEZZET: DOMATESLİ ZEYTİNLİ MİLFÖY BÖREĞİ


Herdem lezzet'in bu böreği, ağzımı sulandırdı, midemde hareketlenme yarattı, en kısa zamanda bende yapacağım ve bu güzel tarifi sizlerle paylaşmak istedim lezizzzzzzzzzzzzzzzz!!! :)

Dip not: Aradia bana bundan yap eve çaya davet et!

20 Nisan 2012 Cuma

Doktor olmak kolay değil azizim...

Bugün İl Özel İdaresi Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesi Okmeydanındaydım, size daha önce anlatmışmıydım bilmiyorum öndeki dişlerimden birinin kırılması üzerine Ataşehir Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesine gitmiştim orada denk geldiğim doktor ismini şimdi hatırlamıyorum bu dişe hiçbir şey yapılamayacağını söyleyip dişimi çekmişti, uzun zamandır bu dişimin olduğu bölge iyileşmemişti sonrada ben hastanede yatmak durumunda kalınca ben bu şekilde gezmek zorunda kalmıştım sonradan aldığım tepkilerden öğrendimki aslında bu diş çekilmese de kurturulabilirmiş, bu sebepten ötürü o hastaneye tekrar gitmek istemedim ve Okmeydanını tercih ettim. 

Kader buya hani Ev Alma Komşu Al diye çok güzel bir atasözümüz vardır aslında bu lafı Hastane alma doktor al olarak değerlendirebiliriz. Çarşamba günü randevu aldığım doktorun o gün bir şekilde izinli olması sonucunda Erkan Yalçın adında bir doktora denk geldim, kendisi dişlerimin röntgenini çekti başta çok ilgili gözüken bu doktor bana Cuma gününe randevu vererek yolladı. Alt dişlerimden bir tanesi kist yapmıştı ve onun çekilip yada kanal tedavisi olması gerekiyordu.
Şu iki günde uzun uzun düşündüm ve alt dişimdense şu boşluk olan dişimin benim için daha öncelikli olduğu kanısına vardım çünkü; Bu diş hem özgüvenimi kaybetmeme sebep olmuştu hem de istediğim gibi gülemiyor, konuşamıyordum.  Arkadaşlarım ve ailem bunun sorun olmadığını söylese de ben takıyordum kafama. 

Bugün Erkan bey ile randevuma gittim kendisine düşündüklerimi söyledim ve beni protez hekimi olan Bahar İlhan'a yönlendirdi o bir şey yapamayacağını söyleyip geri Erkan beye yönlendirdi hastanede resmen top gibi ondan ona fırlatıldım. Delirdim ciddi anlamda delirdim. 


Yetkililer televizyonlar da konuşurken doktor seçme hakkı, hasta hakları diye konuşuyorlar ama bu doktorların nesini seçeceğim nerede hakkımı arayacağım bende bilemedim o an....



Güya tam teşekküllü olan İl Özel İdaresi Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesi Okmeydanın da benim dişlerime çözüm bulacak bir doktor yokmuş, beni Çapa Tıp Fakültesine gitmem konusunda bilgilendirdiler. Delirdim, kudurdum ve Başhekim yardımcısına şikayetimi belirttim. Beni çok güzel bir şekilde dinleyen şu an adını bilmediğim Başhekim yardımcısı doktoruma gitmemi onu aracağını söyledi. Bir süre sonra doktorumun yanına gittim ve bana sunduğu çözüm. HARAKETLİ PROTEZ!!!!!!! Yani olmayan tek dişimin çözümü, geceleri dişlerimi bardağa koyacak bir hareketli protezdi. Sonuç ben hakaretler ve sinir krizi eşliğinde doktorun yanından çıktım. 


Bana bu hastaneyi öneren kuzenimi arayıp durumu anlattığım da Dt. Özgür Araç ile konuşmamı söyledi, Özgür bey neyseki hastanedeydi, kendisi ile kısa bir görüşmeden sonra dişlerimi kontrol edip bana Mayıs ayına tekrar randevu verdi DİŞİMİ TEDAVİ ve SABİT PROTEZ yapmak üzere.

Buradan ne anlıyoruz, doktor olmak kolay değil işte o da doktor bu da doktor. Üçüde aynı sıfata sahip aynı hastanede çalışan bu üç doktor arasındaki farka bir bakınız... 

Bahar İlkan ve Erkan Yalçın ikilisine buradan lanetlerimi sunuyorum...
Özgür Araç ve beni sabırla dinleyip çözüm arayan Başhekim Yardımcısı'na ise Teşekkürlerimi sunuyorum... 

Eğer olurda yolunuz İl Özel İdaresi Ağız ve Diş Hastalıkları Hastanesi Okmeydanı'na düşer ise gideceğiniz doktor Erkan Yalçın veya Bahar İlhan olmasın.... :) Aman dikkat! 

Doktor olmak kolay değil azizim...

Okumak cehaleti alır, eşeklik baki kalır...  


19 Nisan 2012 Perşembe

Hastane Günlükleri - 1

6 Şubat Pazartesi 


Şu an hastanedeyim, biraz ürkek bir ruh halindeyim, odaların kapısı kapalı saklanamıyorum, sigara odasına gidecek cesaretim yok. Kitap okumaya çalışıyorum koridor da her geçen sanki bana bakıyor. Bir yerden başlamam lazım bir süre burası evim olacak sanırım.  

Bugün gün boyu yatış işlemleri ile uğraştık her an vazgeçecek gibiydim ama sonunda onlar beni servise attılar bende bir "oh çektim" vazgeçmediğim için. Aslında girerken o yeşil demir kapıdan biraz korkmadım değil. Bahçe içinde demir bir kapı ve kilitleniyor, gerisi ufacık bir bina ve tel örgüler, çamlar. 

Hastaların konuşmalarına biraz kulak kabarttım 3 aydır burada yattıklarını duyunca epey şaşırdım açıkcası bir insan 3 ay böyle bir yerde ne yapar, ne içer, nasıl durur, ne düşünür? 

Terapistim çağırıyor, görüşürüz. 


Görüşme sonrası;

Tanışma görüşmesi epey uzun oldu, sorunlarımın kaynağına inmeye çalıştık, aslında ne sorunum var bende bilmiyorum sadece şu an buradayım ve yardıma  ihtiyacım var buna eminim. Her şeyin başlangıç noktası meleğime dayanıyor, onu kaybettiğim güne ve sonrasına biliyorum, onca zamandır ben bu yükü taşıdım ama artık tek başıma taşıyamıyorum. 

Ağlamadım görüşmede, anlattım usul usul olanları... 

Yemek vakti yemekhaneye gidiyorum... 

Yemekhane ile sigara odası aynı yer, yemek yemediğimiz saatlerde sigara içebiliyoruz burada.. 
... Kadınlar var burada, çırılçıplaklar,ülkemin yalnız kadınları, bazen mutsuz, bazen mutlu, bazen öfkeli.... 

18 Nisan 2012 Çarşamba

Bir Dilek Tut - Make a Wish

Bu sabah televizyon izlerken bir tv spotuna denk geldim... Bir dilek tut isimli bir sosyal sorumluluk projesi, reklamını o kadar güzel yapmışlar ki gözlerim doldu. Bende kendimi bildiğimden beri Talasemi hastasıyım, sanırım beni de en çok bu yüzden etkiledi.

Küçük bir kız çocuğu vardı reklamında; Ben de balerin olmak isterdim hasta oldum dedi.

Çok etkilendim. Çünkü; Bende hayatım boyunca hep bir hasta olarak yaşadım, dışarıdan baksanız hasta olduğumu asla anlamazsınız Allah'ıma şükürler olsun ama siz birde içimdeki bene sorun hasta olarak yaşamak nasıl bir şey.

Küçükken yorulurum diye istediğim okullara giremedim, hiçbir spor dalına eğilemedim, beden dersinden hep muaftım oysa ben çok iyi futbol oynarım.


Bir dilek tut derneği hayati tehlike yaşayan hayati tehlike taşıyan hastalıklarla savaşan hastaların bir dileğini gerçekleştirmek için kurulmuş... 

Onları ayakta alkışlamak istiyorum ve bu yolda başarılar diliyorum... 

Peki biz ne yapabiliriz onlar için; 5282'ye boş mesaj atarak 5Tl değerinde yardımda bulunabiliriz bu derneğe, sigara parası bile değil bence bir kez daha düşünün ve bir şeyler yapın... 

Herkesin hayal kurmaya hakkı var. 

17 Nisan 2012 Salı

18. İstanbul Tiyatro Festivalini kınıyorum!

18. İstanbul Tiyatro Festivali 10 Mayıs - 5 Haziran tarihleri arasında yapılacak. Öyle tutkulu bir tiyatro sevdalısı değilimdir şimdi burada tiyatro ile ilgili atıp tutamayacağım ama dayım bir tiyatrocuydu onu kaybetmeden önce bir çok oyun izlemiştim. O öldükten sonra bir veya iki oyuna gitmişimdir. Film festivalindeyken Tiyatro festivalinin reklamlarını görmüş ve Aradia ile gitmeye karar vermiştik. Araştırma görevi bu sefer onundu ve layığı ile yerine getirdi tabii...

Bizim için tam 4 adet oyun seçmiş Aradia. Yola Çıktığım Gün Sakin Serin Bir Sabahtı, Hamlet, Yanlızlar Klübü, Çehov Makinası... oyunlar çok güzel hepsinin konusunu tek tek okudum gidicez ya kesin eminiz... 


Lale kart sahiplerine öncelik tanıyorlarmış bilet almaları için, tamam anladık hadi öncelik sahibi oldular buyursunlar önceden alsınlar... Sıra bize geldiğinde malesef tek tip bilet var yani öğrencisi, özürlüsü herkes genel kategorisine giriyor. Yola Çıktığım Gün Sakin Serin Bir Sabahtı'ya zaten bilet alamıyoruz... Hamlet izlemek istesek 197 lirayı gözden çıkarmamız lazım biletixin koyduğu (tabir-i caizse geçirdiği) hizmet bedeli hariç, Yanlızlar Klübü için de bilet alamıyoruz nedense sanırım tükenmiş olmalı ya da hala lale kartlıları beklememiz gerekiyor, son olarak Çehov Makinası ise 40 yine biletix hariç. 


Sonrada Tiyatro'ya sahip çıkalım. Çıkalım çıkalım da nasıl çıkacağız hangimiz tek oyuna 40 lira (Hamlet'i saymıyorum o zaten sosyete için oynanıyor sanırım) verebilecek güce sahibiz ki 18. İstanbul Tiyatro Festival'inde "doya doya" oyunları izleyelim... 


Üstelik o öğrencisine, özürlüsüne sahip çıkmıyorken... 


Yazık... vallahi yazık.... 

16 Nisan 2012 Pazartesi





Daha önce bir çok konser, bir çok eylem, bir çok buluşma gördüm, o alandan bu alana geçtim, ama böylesini hiç görmemiştim. Gerçekten 200.000'i geçkin kişi  TEK YUMRUK olmayı başarabilmişti. Yaşlısı, genci, çoluğu, çocuğu, farklı dinler, farklı mezhepler hatta farklı diller TEK YUMRUK olmuştu, zaten bu demek değilmiydi TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE demek.. Hayal gibi ütopya gibi ama olmayak bir şey değil elbet olabilir. 
Burada siyaset konuşmuyorum yanlış anlaşılmasın, burada birlikten beraberlikten, kardeşlikten bahsediyorum.
Ve tüm bunlar Grup Yorum konseri altında olduğu için bir başkaydı. 16lı yaşlarımda şarap içerdik İznik göl kenarında ve Cemocan'ı söylerdik hep bir ağızdan sonra Karlıkayın ormanına geçerdik o yaşlarda daha bir delikanlıydık ve daha güzeldi o zaman her şey sanki. 
Dün işte o yaşlarıma geri döndüm ben, hayatımda halayın "h"sinden anlamayan ben halaya bile katıldım... 

Her şey o kadar güzel ve muhteşemdiki... 
Orada bulunan tüm yoldaşlara, kardaşlara teşekkürler... 


14 Nisan 2012 Cumartesi

Mim mim mim mim

Bir önceki mim yanlışmış, hiç söylemiyorsunuz... 100 kişi takip ediyor beni bunlardan 3 tanesi sadece okuyor desek nasıl farketmezsiniz yanlış mim yaptığımı aşk olsun... :/// Özlem mimi'ni yapmışım ama başlığına unutulmuş başlık demişim oysa o çok başka bir mimmiş :)

Şimdi öyleyse "Başlığı neydi bu mimin?" mimini yapalım....

Tabii yine beni ipekbocegi'm mimlemiş ve tabii yine bu mim sorulardan oluşuyor..

Hazır mısınız? Haydi buyrun.. *kahveden bir yudum çek, sigara yak*

1-Kendini seviyor musun?


Kendimi seviyorum ama megolomanlık boyutunda değil.. Bazen yaptıklarımı sevmiyorum ama genelde kendimle ilgili bir zorum yok, iyi hatunum, hoş hatunum, değer bilen hatunum :)

2-Yapmaktan hoşlandığın şeyler?


Blogum ile ilgilenmek.
Popmundo ve Second Life oynamak.
Yemek Yapmak.
Müzik dinlemek.
Etrafı toplayacağım diye kendi dağınıklığım arasında kaybolmak :)


3-Hedeflerin nelerdir?




Hedefim Sinema okumaktı ama okudum bitti ve işimden nefret ettim. Şimdi ise gerçekten tek hedefim Hindistan'da bir tatil başka da bir şey istediğim yok.

4-Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?

Kadersiz.

5-Nefret ettiğin şeyler?

Sakız çiğneyenlerden ciddi anlamda nefret ediyorum, yemek yerken ağız şapırdatanlardan da nefret ediyorum ve çekirdek evet ondan da nefret ediyorum.

6-Favori film, şarkı, kitap?

Film:  Favori film hımmmm bu çok zor oldu;  Notebook






Şarkı:

Kitap: O kadar çok kitap varki sevdiğim, asla asla favori kitap seçemem aralarından ama başucu kitabın hangisi diye soruyorsanız size Kürk Mantolu Madonna derim :)



7-İlham aldığın kişiler kimlerdir?


Maeve Binchy'nin yazım tarzını çok seviyorum ben. Bestseller olmasına rağmen gönlümü ona kaptırdım.


8-Birisinin yazdığı ölüm notunu bulmuş olsaydın ne yapardın?


Önce okurdum sonra saklardım ve sonra yapacaklarım o kişinin kim olduğuna göre şekillenirdi. 

31. İstanbul Film Festivali

Her sene aylar öncesinden iple çektiğim İstanbul Film Festival'ini bu sene iple çekemediğim yetmiyormuş gibi; İpinde sonundan yakalamak durumunda kaldım.

Kötü mü oldu? Yooo bir çok film festivalinden daha güzel ve daha iyi oldu desem yeridir herhalde...

Çünkü; Biricik dostum Aradia ile birlikte gittik bu sene festivale...

Festivale genelde ben Beyoğlun da giderdim bu sene bir değişiklikte Kadıköy de gidecek olmamdı.

Beyoğlun da Festival zamanı gerçekten bir ruh oluşur, insanlar kafeler de barlar da genelde filmlerden bahsederler, ellerinde broşürler, biletler olur. Kadıköy'de durum biraz daha farklı... Kadıköy yine bildiğiniz Kadıköy, Kadife sokak bildiğiniz Kadife sokak ama Rexx sinemasının 1 salonunda festival filmleri oynuyor...

Rexx'in içine girince biraz o festival ruhunu yaşıyorsunuz ama dışarı çıktığınız anda yine Kadıköy eskisi gibi olmaya devam ediyor tabii...

32. İstanbul Film Festival'ini ben yine iple çekmeye başladım açıkcası ve daha kocaman bir sene var.

Festival'in sonuna yetiştiğimiz ve Beyoğlu yasaklısı olduğumuz için tercihlerimiz çok aza inmişti ama; Festival'in sanırım en iyi iki filmini biz izledik yada bize öyle geldi bilemiyorum...

Festival bizim için Bahane Kültür de başladı ilk filmimiz Kaybolan Kedi ile devam etti Zincir Bar'da mola verdi, Trishna ile iyice tadını buldu ve Starbucks'da tadı damağımız da kaldı...

Histeri ve Sadakatsizleri izleyememek her ne kadar içimde kalsa da izlediğimiz iki film bizi festivale doyurdu diyebilirim.

Carlos Sorin'in Kaybolan Kedi'si Arjantinden gelmiş, aklımız da ve fikrimiz de depremler hatta gerilimler yaratan güzel bir filmdi. Özellikle ha şöyle bitecek, ha böyle bitecek diye yorumlar yaptığımız ama sonunda yuh yaaa dedirten bir sona sahip hoş bir film.  Film'in ana karakteri Luis psikiyatri kliğinde kalıp tedavisine devam eden bir profesör...  Luis'in durumu ile kendimi bağdaşlaştırdığım noktalar oldu tabii ve bu sebepten çok etkilendim ben filmden...












Zaten eğer karakterlerden birinde kendimi buluyorsam; O film, dizi veya kitap benim için güzel ve sürükleyici hale geliyor. Bizler buna Voyeurism diyorduk sinema derslerinde...


Trishna; 

Kadersiz kız kardeşimiz Trishna... Önüne gelen tüm kısmetleri bir erkek için elinin tersiyle atan kardeşimi Trishna'nın Hindistan'da geçen hikayesi. Blogumu okuyanlar Hindistan'a olan tutkumu bilirler, bu filmle beraber 2 katına çıktı o tutku. O dansları, tapınakları, otelleri yakından görmeliyim mutlaka...

Filmin etkisinden hala çıkabilmiş değilim... Aslında bazılarınız filmi izleseniz klasik zengin erkek , fakir kız hikayesi diyeceksiniz biliyorum ama öyle değil kesinlikle öyle değil!!!
Trisha çoğu zaman bizimde yaşadığımız şeyleri yaşıyor ve çoğu zaman bizimde verdiğimiz kararları veriyor.  Filmin bana göre şaşırtıcı biten sonu ise bizi etkisinden uzun süre çıkartmamayı başarıyor...





Bu iki muhteşem film ve o güzel gün için biricik dostum Aradia'ya binlerce öpücük ve teşekkürler benden ^_^








12 Nisan 2012 Perşembe

Yine eski bir mim hatta başlığı bile kayıp ^_^

Elmyramı mimliyorum çok özledim yaa:( Diyerek beni mimlemiş ipekbocegi
Eh cevap vermesek olmazdı dimi ama hem zaten ben de onu her an her saniye özlüyorum ^_^

Yine yine yine sorulardan oluşan bir mim ile Elmyraucuc karşınızda....

1) Hayatınızda 'artık yok' dediğiniz şeyler var mı?


Aslında bir çok şey var, bir çok insan var hayatımda olmayan... Ölümün bizi ayırdığı en yakın arkadaşım Leopar'ım var mesela, onun yokluğunun üstünden 3 sene geçmesine rağmen sanki daha dün gibi gidişi yok oluşu ve malesef o artık yok
2) Eskiden bu yana neler değişti sizce? Neleri özlüyor ve yad ediyorsunuz?

Ne kadar eskiden bahsediyor olduğumuz burada çok önemli.. Çocukluğumdan bu yanadan bahsediyorsak çok şey değişti, ben olgun bir hatun oldum artık. Hayat beni gerçekten epey değiştirdi hele bu son iki ay fikirlerimi, tarzımı ve duruşumu o kadar değiştirdiki size bunu anlatamam, yaşayabilirsiniz anca.

Meybuz yemeyi özlüyorum..
Sokaklarda gecelere kadar duvar üstlerinde sohbet etmeyi özlüyorum arkadaşlarla...



3) Aklınıza gelince 'iyi ki de değişti' dediğiniz şeyler oluyor mu?


Sosyal Çevrem... İyi ki de değişti gerçekten. Eskiden gerçekten dost bildiğim insanların şimdi birer iyi gün dostu olduklarının farkına vardım. Bir müsibet Bin nasihattan iyidir her zaman.. 
Çevrem de az kişi kalsa da öz kişi var ve bu beni mutlu ediyor. 


4) Hayatınızda neler değişsin isterdiniz?
Ailem ve özellikle ben bu aralar maddi sıkıntı çekiyoruz, bunun bir an önce düzelmesi tek temennim. 


5) Yeni bir eşya, yeni bir hayat yada yeni bir icat mı istediğiniz? 
Hayalimdir dediğiniz bir şey söyler misiniz?


Çip taktırmak istiyorum beynime ve hoşuma gitmeyen kesimlerini silmek istiyorum geçmişimin.. 


Geldik mimimizin sonuna, peki biz kimi mimleyeceğiz?


Sizde eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız ve bu mim'i yapmadıysanız mimlendiniz ^_^




 

Alkol içmemenin yararları Part 1

- İyi akşamlar hanımefendi
- İyi akşamlar memur bey
- Ehliyet ve ruhsat görebilir miyiz?
- Tabii

*çantadan ruhsat ve ehliyet çıkarılır, memura uzatılır, ufak bir inceleme ardından*

- Alkol var mı?
- Hayır

*gülüşmeler*

- Biz yinede kontrol yapmak durumundayız..
- Tabii

*iki denemden sonra, promil makinası yanıt verir*

- Teşekkürler hanımefendi.
- Kolay gelsin memur bey

Ve Elmyra ve Aradia mutlu ve huzurlu yollarına devam ederler..

Çorbacı Türk Polis'i 0 - Elmyra ve Aradia 1


Alkol, bütün zorlukların anasıdır

10 Nisan 2012 Salı

Her şey bitiyor ya....


Tozlu datalar, sayfalar ve bilimum hatıralar arasında kayıbım şu aralar, aslında geçmişimi düşünmek bana hep acı veriyor ama nedense kendime bunu yapıyorum ve yıllar boyu biriktirdiğim her şeyi tek tek elden geçirip, bozuk cdleri atarak, yırtılmış mektupları yapıştırıp güzelce kaldırarak hatta en ufacık bir notu bile özenle kaldırarak geçmişimin, anılarımın içinde gezintiye çıkıyorum...

Bazen bir müzik cdsi çıkıyor eskilerden gelen dinliyorum, gözlerimi kapatıyorum ve tekrar yaşıyorum anılarımı... 


Acısıyla tatlısıyla bir çok anı biriktirmişim, kah poşetlerde, kah defterlerde, kah cdlerde, kah kutuların içinde.. 

Hayır hepsi üzmüyor beni, çok çok mutlu edenler de var aralarında, sakladığım için sevindiğim şeyler...

Bir asker kolyesi, bir çocukluk fotoğrafı, bir bira kapağı belkide bir kolye ucu.. Hepsi bir anıya tekabül ediyor ve beni ben yapan şeyleri tamamlıyorlar.. 

Her şey geçiyor, herkes unutuluyor.. 

İçecekler bitiyor, yiyecekler bitiyor, kafalar bitiyor, aşklar bitiyor ve en önemlisi dostluklar bitiyor... 


Ama bir fotoğraf karesi hiç bitmiyor, an donuyor ve baktığınız zaman eğer o gün gerçekten içten bir gününüzdeyseniz o ortamdaki konuşulanları bile duyabilirsiniz... 

YİTİK ÜLKE EDEBİYAT PROJESİ !

YİTİK ÜLKE EDEBİYAT PROJESİ !

Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum, hele siz öykü yazan bloggerlar bir yerlerden başlamak lazım ama değil mi? O güzel yazıları kendinize saklayamazsınız ^_^

Hayatımız film mimisi :)

İşte yeni bir mim dahaaaaa :) Ben yokken olan bütün mimleri yazacağım yihuuuuuuu çünkü çok çok eğlenceliler :)

Bu mim 5 sorudan oluşuyor yine hadi cevaplayalım bakalım :)

1) Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkı olurdu?

Hmmmmm en zor soru en başta mı? Yok giderek zorlaşacak mı? 
Hayatım film olsa tabisi Gia gibi olurdu... Kısım kısım hayatlarımız o kadar örtüşüyor ki bu film ile kesinlikle filmi izlemediyseniz izlemelisiniz diyorum ben şahsen ^_^
Benim filmimin ismine gelince... 
Peki şimdi ne olacak? olurdu çünkü hep böyle oluyor bir şeyler tepetaklak olmadan hayatımın hayat olduğunu anlayamam ben sürekli bir tepetaklaklık söz konusu o yüzden Peki şimdi ne olacak? sorusu hayatımın filminin ismi olurdu. 




İkisi arasında kaldım malesef siz karar verin hangisi olur acaba? 


2) Birşeyleri değiştirme gücünüz olsa, neyi yada neleri değiştirirdiniz?

Ben siyaset ve din meselesinin birbirinden ayrılmasını sağlamak isterdim, günümüzde malesef bu işin ucu kaçmış durumda. Ne Başbakanımızı sofu, ne Atatürkçüleri Ateist olarak adlandırılmasından hoşlanmıyorum. Ama tek başıma bunu değiştirecek gücüm yok malesef.

3) Sizi en çok etkileyen sinema sahnesi nedir?





Unfaithfull'un kafede geçen sahnesi, esas kadın kafede arkadaşları ile kahve içmektedir ve arkadaşlarından izin isteyerek tuvalete gider, orada arkadaşları otururken, kocasını bir çırpıda aldatı vermiştir. Çok tutkulu bir sahnedir, aynı zamanda dersinki işte aldatmak da, aldatılmak da bu kadar kolay anlık. kedi canınızı sizin.


4) Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiçkimse yok. Ne yaparsın?

İstanbul benim ha, hemen gider harem'i gezerdim doyasıya, şehir de giremediğim yasak olan her yere girerdim, merkez bankasından ömrümü idame ettirecek parayı da çantaya koydum mu doğru İznik'e taşınırdım. 

5) Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler nelerdir?

Yok yok yok. Hastaneden çıktığımdan beri hiçbir diziyi takip etmiyorum. 

Rüyamda göremedim ama dilime doladım...



Saat 06:13, birazdan erkek kardeşim okula gitmek için UYANACAK, ben ise bir şarkı tutturmuşum... Duyuyorsunuz değil mi?

Ne bedene uyku girer, ne bu beyin durur!

Geceleri...

Bir sigara.... Bir sigara daha...

İsiklari kapatınca hatıralar simsiyah duvarda film gibi..

Öyle bir bünyeki bendeki durduramıyorum...

İşte bazı geceler ben böyle oluyorum :/

Neyie veya kimi düşündüğümü bilmeden akıp gidiyor düşünceler beynimden... Uyutmuyor...uyutmuyor...

Ne yaşamama izin veriyor, ne uyumama...

En iyisi bir ilaç daha almak

İyi geceler

9 Nisan 2012 Pazartesi

En sevdiğim şeyler mimiiiiii

Bir mim bir mim bir mim dahaaaaaaa :)

Ben yokken çok birikmiş bunlar yahu ^_^


1) En sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden hoşlanırsın?

Sahilde çimlerin üstünde pinekleyip, kitap okumak..
Pc başında kola veya kahve ile sigara keyfi yapmak..
Sinema'ya gidip film izlemek, üstüne yazılar yazmak..
Bir kitap bitirip onun üstüne yazılar yazmak...

2)Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?

Sosyal Medya çok fazla zamanımı alıyor bunların haricinde araştırma yapıyorum bol bol, zaman kalırsa popmundo ve second life oynuyorum ^_^



3)En sevdiğin filmler nelerdir? İzlediğin ve hafızanda kalan veya kesinlikle izleyin dediğiniz filmler nelerdir?


The Notebook
Bir tutam baharat
Girl, interrupted
Gugukkuşu
Uçurtmayı Vurmasınlar
Sleepers




liste daha çok uzar gider...

4) Şu sıralar almak istediğiniz şeylerin listesini yapsanız bunlar neler olur?

Bir sırt çantası istiyorum ama eastpack tarzı değil daha çok bez olması tercihim yazlık bir çanta :)
2-3 parça kıyafet alsam iyi olabilir.


5) Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar nelerdir? 3 tane.

Pembe Mezarlık
Bu Sarkiyi Dinliyorsan
Ben Anlarım
Kareli Battaniye





Sevdiğim şeyler işte bunlar ^_^
Sizde eğer bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız ve bu mim'i yapmadıysanız mimlendiniz ^_^

8 Nisan 2012 Pazar

Huzur






Huzur'u parayla satın alamazsınız, huzuru birbirinize ikram da edemezsiniz. Örneğin hediye paketine huzur koyup anneler gününde annenize hediye edemezsiniz huzuru...

Bu sebepten lütfen kaçırmadan önce çok dikkat edin.

Huzur insanların temel ihtiyacıdır, nefes almak gibidir huzur. Kaçırdığınız veya kaçtığı zaman geri gelmesi çok zordur huzurun.

İşte bende o anlardan birini yaşıyorum. Küçüldüm, minildim top gibi oldum. Sadece ben olsam yine iyi hepimizin huzuru kaçtı ve şimdi onu yerine getirmek için ucuzca çırpınıyoruz hepimiz. İştahlı yemek davetleri, mahçup bakışmalar, hastalanmalar....

Ama huzur gitti bir kere ne zaman geri gelir bilinmez.

Kaybetmeden önce huzurunuzun kıymetini bilin....
.....Huzurlu Pazarlar dilerim....

Koşun koşun Elmyraucuc'u yakaladık Röportajladık :)

Bu bir mimdir, yazılan her şey hayalidir verilen cevaplar gerçektir.

Elmyraucuc'u evine girerken yakaladık bizi kırmadı ve röportaj yapmayı kabul etti, ayak üstü sorduğumuz 11 soruya işte böyle cevap verdi;

1)Ölmeden önce görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?


Hmmm başlangıç için güzel bir soru, tebrik koydum size. Tabii ki Hindistan'ın Goa'sı.. Muhteşem bir yer bence Goa orası ile ilgili o kadar çok gezi notu okudumki isterseniz size oraya gitmiş gibi yüzlerce hikaye anlatabilirim. Goa'da en çok görmek istediğim yer ise Kuzeyindeki Anjuna sahilidir. Hatta şu cep telefonumdaki fotoğrafa bir bakar mısınız? Burayı kim görmek istemez ki?


2)Kış mı? Yaz mı?

İçinizden yaz diyeceğimi geçirdiğinizi biliyorum fakat malesef bence kış. Ben kışı daha çok seviyorum evet yazın yapılacak sokak aktivitesi çok oluyor ve çok fazla tatil yapma imkanı oluyor ama vıcık vıcık sıcak ve güneş hiç bana göre değil.

3) Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?

Hiç boyattım mı mı? Değişik saç renklerimden boya kataloğu hazırlayabilirsiniz :)


4) Blog'umda en çok ne tarz konular görmek isterdin?

Kişisel blog kişisel blogtur, bana her şeyi anlatın, hüznünüzü, mutluluğunuzu, eğlencenizi, yediğinizi içtiğinizi her şeyi bilmek isterim, okumak isterim sizin elinizden sizin kaleminizden sizi.

5) Yaptığın en çılgınca şey neydi?

Sanırım Erenköy Ruh ve Sinir hastanesi A1 servisine yatışımı kabul etmem ve orada 2 ay bulunmam benim için yaptığım en büyük çılgınlıktı.

6) En sevdiğin tatlı nedir?

İzmir'de izmir Lokması diye geçer, Eminönünde Osmanlı Lokması işte en sevdiğim tatlı o :)


7) Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi?

Mat renk olan her ojeyi bıkmadan kullanabilirim fark etmez benim için rengi :) Mat Kırmızı tercihim olabilir ;)

8)Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?

Evde zaten birbirinden tatlı iki kedim var.. Muhteşemler onlara tapıyorum. Bir çok hayvanım oldu tam bir hayvansever olduğuma hiç şüphe yok :)


9) Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?

Karakalem vardı sanırım artık çıkmıyor ve ben bu aralar hiçbir dergiyi düzenli okumuyorum iyi aklıma getirdiniz yarından tezi yok bir dergiye bağlanmalıyım :)


10) Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir hangisi? Neden?

Şehir! İstanbul
İlçe! İznik

İstanbul'da hemen hemen her şey var.. Boğaz, tarihi eser, sahil, dağ her şey her tür eğlenceye yönelebilirsiniz aradığınız her şey burada.

İznik ise sessiz sakin ve inanılmaz bir göl kokusu ve doğa... Ölene kadar kendimi geçindirecek param olsa 5dk durmam gider taşınırım.

11) İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?

En kötü özelliğim biraz fazla kapris yapıyorum sevdiklerime :)
İyi özelliğim ise neşeli olmammış. :)

Eski bir mim ama yapmayan varsa bu yazının yakınlarından geçen okuyan ve beğenen bende onları mimliyorum^^

Pazar'ın gelişi Cumartesi'den belli olur mu?

Dün ne muhteşem bir gün yaşadık biz öyle ya? Her şeye rağmen çok mutluyduk. (Allah bozmasın)

14:00'da Nesliş ile olan buluşmamı trafik yüzünden 15:00'da gerçekleştirebildim ama olsun Nesliş ne trip attı ne bir şey :) kızmadı bile. Birlikte çay içmeye Çınar Cafe'ye gittik.


Çaydı, suydu, sohbetti derken Dilara bir saat içinde yanımızda oldu.

Biricik arkadaşımı ne de çok özlemişim.. Saçlarını simsiyah yapmış pek yakışmış.




Çay sohbetimize ben soda ile devam ederken o da Cola Zero'su ile bize eşlik etti.
Bir saat kadar daha hep birlikte sohbet ettik.

Güneş usul usul yüzüme vuruyor, tenimi ısıtıyor, etrafta başka insanları görmek garip bir ruh hali kazandırıyordu bana.

Neslihan'ın gitme vakti geldiğinde bizde şöyle bir turlayalım dedik, şöyle bir turlamak Akmar'a girmek demekti oradan kız kardeşime One Direction tshirt'ü satın aldım, nedir ne değildir bu grup en ufacık fikrim yok ama bizim Spice Girls'ümüz gibi olduğunu düşünüyorum.
(Ooops yaş çıktı ortaya sanırım, saklıyormuydum ki? O.o)

Akmar'dan Dilara kendine kedili muhteşem bir kolye alırken bende kendime bir kitap almayı es geçmedim :)



Bu arada karnımız gurul gurul guruldamaya başlamıştı, malum hastaneden sonra benim akşam yemeği saatim 17:00 olmuştu :)


Koştura koştura Pehlivan'daki yerimizi aldık.

Kendimize muhteşem bir çilingir sofrası kurduk resmen yedik, yedik ve yedik...


Bu arada ne yaparsanız yapın geçmişinizden kaçamıyorsunuz elbet bir yerde, bir şekilde sizi yakalıyor ve size her şeyi hatırlatıyor... Farketttim ki en iyisi kabullenmek ve ona göre yaşamak.

Gün biter mi? Bitmeeeeeeeeeeeeeeez...


Şile'de ki ev için alışveriş yapmaya Koçtaş'a doğru yolumuzu aldık, Fenerbahçe maçı dolayısı ile yer yer trafikli olsada, ben renkdaşlarımı izlemekten, onların enerjisini almaktan oldukça keyif aldım, içim sızlamadı değil keşke maçta olabilseydim diye ama olmadı işte napalım bizimde günümüz harika geçiyordu ve daha henüz gün bitmemişti bizim için. Koçtaş'a geldiğimizde Şile için mükemmel 2 avize, 6'lı solar aydınlatıcı ve Dilara'nın evi için muhteşem bir Sardunya aldık eğer Lazanya (Dilara'nın kedisi) onu yemezse açınca nasıl olacağını çok merak ediyorum açıkcası.


Bir yorgunluk kahvesinin zamanı gelmişti değil mi? Tabisi gelmişti ve tabisi Starbucks... Maltepe sahil hafta sonları kesinlikle bir kahve içmek için uygun bir yer değilmiş bunu öğrendik. Bir daha mı aslaaaaaaaa!!!!!?!?!?!?!! Kahvelerimizi keyifle içtik evet ama ya arabada mahsur kalmamız? Arkamıza bir araba parketmişti gerçi onun mevzusu epey uzun ama anlat anlat bitmez onun için ayrı bir post yapmak lazım :) Kahvelerimiz de bittikten sonra geceye noktayı benim evin önünde
"Yarın Görüşürüz"
diyerek son verdik.

Tüm gün benim için muhteşemdi, her şey için biricik dostuma teşekkür ederim, özellikle "We love Earth" temalı bir örnek çantalarımız için. Uzun zamandır hiç bu kadar mutlu olmamıştım.

Ne tema değiştirmek mi?

Bir daha mı asla?!?!

Saat 10 gibi eve girdim bugün, muhteşem bir günün ardından şu temamı değiştireyim de güzel güzel yazılarımı yazayım keyifli keyifli demiştim. Olaylar böyle keyifli başlamıştı aslında.

Sonra 9348329084 tane tema denedikten sonra belimde bir ağrı, gözlerimde bir yanma ve stres cabası olmaya başladı.

Doluyo koyuyorum dolmuyor, boşa koyuyorum taşmıyor, o kadar çaresizim işte!



En son dedimki;
"Kızım sen ne istediğini biliyor musun bana bir söyle?"

İşte o an anladım acı gerçeği aslında bende nasıl bir şey istediğimi bilmiyorum..

Tema dediğin basit olmalı görüntüde ama bir ahengi olmalı ne çok beyaz olmalı gözü acıtmalı, ne siyah olmalı gözü yormalı...

O zaman ben bunu kendim yaparım dedim ve döndüm varsayılan temalara.

Onu ekle bunu çıkar derken. İpekböcegii'min de bana yapmış olduğu header'da bu temama cuk diye oturunca şuanki halini aldı.




Yaklaşık 5 saattir ne su içiyorum, ne sigara ne cola, tema tema tema diye kafayı yiyeceğim.


Bunu sizinlede paylaşmak istedim. Sol kısmada bir anket koydum yanıtlamayı sakın unutmayın olar mı?


Şimdi blogum bana göre harika oldu.
Bende kendime soğuk bir kola koydum. Bir de sigara yakıp keyifle bloguma bakacağım.



Haydi iyi geceler!
Öpeledim :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...